Anksiyete Bozukluğu Nedir ve Nasıl Yönetilir?

Anksiyete Bozukluğu Nedir ve Nasıl Yönetilir?

Ocak 7, 2026 Kapalı Yazar: Mert Ozan İnal

Modern çağın getirdiği hız, belirsizlikler ve yaşam mücadelesi içinde birçoğumuz zaman zaman kalbimizin daha hızlı attığını, zihnimizin durdurulamaz bir düşünce seline kapıldığını hissederiz. “Acaba hata mı yaptım?”, “Ya kötü bir şey olursa?”, “Kontrolümü kaybediyor muyum?” gibi sorular zihnimizi kurcalayabilir. Aslında kaygı (anksiyete), insan olmanın doğal bir parçasıdır ve hayatta kalmamız için gereklidir. Ancak bu duygu, yönetilemez bir hale gelip günlük işlevselliğimizi, ilişkilerimizi ve yaşam kalitemizi bozmaya başladığında anksiyete bozukluğu kavramından söz etmemiz gerekir.

Türkiye’de yaşayan her yaş grubundan birey, sınav stresi yaşayan bir gençten gelecek kaygısı taşıyan bir yetişkine kadar, bu durumla karşı karşıya kalabilir. Peki, anksiyete sadece kurtulmamız gereken bir “düşman” mıdır, yoksa ruhumuzun bize anlatmak istediği bir hikaye mi vardır?

Anksiyete Bozukluğu Belirtileri: Beden ve Zihin Alarm Verirse

Anksiyete bozukluğu, geçici bir endişeden çok daha fazlasıdır. Süreklilik arz eden ve yoğun yaşanan bu durum, hem fiziksel hem de psikolojik belirtilerle kendini gösterir.

  • Fiziksel Belirtiler: Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, kas gerginliği, terleme, mide rahatsızlıkları ve uyku düzeninde bozulmalar sıkça görülür.
  • Bilişsel Belirtiler: Odaklanma güçlüğü, zihnin durması, felaket senaryoları üretme ve sürekli tetikte olma hali (hipervijilans).
  • Davranışsal Belirtiler: Kaygı yaratan durumlardan kaçınma, sosyal geri çekilme veya takıntılı davranışlar geliştirme.

Bu belirtiler, kişinin “şimdi ve burada” olmasını engelleyerek, zihni sürekli gelecekteki olası tehlikelere hapseder.

Dinamik Bakış Açısı: Kaygının Köklerine İnmek

Anksiyeteyi sadece semptomları bastırılması gereken bir hastalık olarak görmek, sorunun köküne inmemizi engelleyebilir. Dinamik Psikoterapi perspektifinden baktığımızda, anksiyete genellikle buzdağının görünen kısmıdır. Altında ise bilinçdışına itilmiş çatışmalar, ifade edilmemiş duygular veya geçmişte, özellikle çocukluk döneminde deneyimlenen güven eksiklikleri yatabilir.

Örneğin, mükemmeliyetçi bir yapınız varsa ve sürekli hata yapmaktan korkuyorsanız; bu durum sadece o anki işle ilgili olmayabilir. Bu, geçmişte ebeveyn figürlerinden onay almak için geliştirilen bir savunma mekanizmasının, yetişkinlikte işlevsiz hale gelmiş bir yansıması olabilir. Dinamik yaklaşım, bu kök nedenleri anlamlandırarak kişinin kendi iç dünyasıyla daha sahici bir bağ kurmasını hedefler. Kaygı, aslında ruhsal dünyamızda “bir şeylerin yolunda gitmediğine” dair bir sinyaldir ve bu sinyali doğru okumak iyileşmenin ilk adımıdır.

Mücadele Etmek Yerine Kabul Etmek: ACT Yaklaşımı

Pek çok kişi kaygıyı hissettiğinde onunla savaşmaya, onu zihinden zorla atmaya çalışır. Ancak Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bize şunu söyler: “Kaygı bataklık gibidir; çırpındıkça daha çok batarsınız.”

ACT çerçevesinde amaç, anksiyeteyi tamamen yok etmek değil, onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmektir. Zihnin ürettiği felaket senaryolarına “gerçek” muamelesi yapmak yerine, onların sadece birer “düşünce” olduğunu fark etmek gerekir. Buna ayrışma (defusion) diyoruz. Kaygılı düşünceler zihninize gelebilir; onları bir misafir gibi kabul edip, onlara rağmen hayatınıza devam edebilmek mümkündür.

Buradaki en kritik nokta “Psikolojik Esneklik” kavramıdır. Kaygıya rağmen değerleriniz doğrultusunda hareket edebiliyor musunuz? Örneğin, sosyal anksiyeteniz olduğu için evde oturmak yerine, sosyalleşme değeriniz için kalbiniz çarparken o buluşmaya gitmeyi seçmek, anksiyetenin hayatınızdaki patronluğunu elinden alır.

Ne Zaman Destek Alınmalı?

Eğer yaşadığınız kaygı hali;

  • İş, okul veya aile hayatınızı ciddi şekilde aksatıyorsa,
  • Sürekli bir huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağıysa,
  • Kendi kendinize uyguladığınız baş etme yöntemleri (kaçınma, bastırma vb.) artık işe yaramıyorsa, profesyonel bir destek alma vakti gelmiş demektir.

Unutmayın, terapi süreci sadece semptomları ortadan kaldırmak için değil, kendinizi daha derinden tanımak, geçmişin yüklerini anlamlandırmak ve değerlerinizle uyumlu, anlamlı bir hayat inşa etmek için bir fırsattır. Kaygı kaderiniz değil, dönüşümünüzün başlangıcı olabilir.